Ashab-ı Kehf Şehrine Hoşgeldiniz

Ashab-ı Kehf Tarihi, Bizans döneminde olduğu gibi Selçukluların fethinden sonra da Hıristiyanlar ve Müslümanlar tarafından kutsal bir mekan kabul edilip önemli bir ziyaret yeri olmuştur. Hıristiyanlar tarafından Seven Sleepers adı ile bilinir. Yedi Uyurlar, terim anlamı olarak, Roma döneminde putperest Dakyanus’un zulmünden kaçarak bir mağaraya sığınan ve mağarada, Allah tarafından uzun yıllar uyutulup tekrar uyandırılan ve halk arasında Yemliha, Mislina, Mekselina, Mernuş, Debernuş, Şazenuş ve Kefestatayuş isimleriyle bilinen inançlı yedi genç ile köpekleri Kıtmir’i ifade eder. Eshab-ı Kehf iki kelimeden oluşan Arapça bir tamlamadır. Kehf; oyuk, in, mağara anlamlarına gelir. Arapça eş anlamlısı ‘ğar’ dır. Eshabın iki anlamı vardır. İlki sahibin çoğuludur. Dolayısıyla Eshab-ı Kehf bu anlamda Mağara Arkadaşları anlamına gelir. Diğeri ise dostlar, arkadaşlar anlamında kullanılan ‘eshab’dır ki bu anlamıyla da Mağara Dostları, Mağara Arkadaşları ve Mağara Yaranı anlamlarına gelir.



Ashab-ı Kehf Külliyesi;Ribat, Camii, Han, Medrese, Kubbetü’ş Şerif (Kadınlar Mescidi) ve Minnet Çelebi Mescidi(Paşa Çardağı)’nden oluşmaktadır. Külliye’ye Vaktiyle Dulkadirli Beyliği zamanında, Alaüddevle’nin babası Süleyman Bey tarafından yaptırılan Buk’a da dahildir ama yapı günümüze ulaşmadığı için mimari durumu hakkında bilgi mevcut değildir. Külliye, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün mülkiyetinde olup günümüzde sadece Cami ve Kadınlar Mescidi fonksiyonunu sürdürmektedir. Anadolu Selçukluları’nın Maraş Emiri Nusretuddin Hasan Bey, 1215-1234 tarihleri arasında Külliye’nin Ribat, Cami ve Han’dan oluşan ana yapılarını inşa ettirir. Daha sonra Dulkadirli Beyliği hükümdarı Alaüddevle Bey 1480-1492 tarihleri arasında Medrese’yi babası Süleyman Bey de günümüze ulaşamayan Buk’a’yı inşa ettirir .Alaüddevle’nin karısı Şems Hatun 1500 tarihinde Kubbetü’ş Şerif’i (Kadınlar Mescidi) inşa ettirir. Son olarak Kanuni zamanında 1531’de yapımı tamamlanan, bugün Paşa Çardağı adıyla bilinen Minnet Çelebi Mescidi’nin (Kaba Naib Mescidi) yapımıyla Külliye tamamlanır. Maraş Emiri Nusretuddin Hasan Bey tarafından yaptırılan, Ribat Cami ve Han, dogu-batı doğrultusunda eğimli ve kayalık bir alanın düzlenmesi ile oluşturulan bir zemin üzerine inşa edilmiştir. Yapı topluluğunun odak noktasını Ribat oluşturulur. Ribatın üst kısmında Medrese, 60 m güneyinde Han, 5 m kuzeyinde Cami, Caminin üst kısmında Kadınlar Mescidi ve Caminin doğusunda Paşa Çardağı bulunur. Külliye’nin bulunduğu alanın yetersiz oluşundan dolayı, Medrese, Ribat’ın üzerine; Kadınlar Mescidi, Caminin üzerine ve Paşa Çardağı da arazinin topografik yapısından faydalanılarak eğimli bir arazi üzerine yerleştirilmiştir.



Ribat Anadolu Selçukluları’ndan günümüze ulaşan en eski yapılardan biridir ve bu ikili (Ribat-Medrese) Türk mimari sanatında kendi grubunda orijinal tek örnektir. Çünkü başka hiçbir yerde alt katı Ribat, üst katı Medrese olan bir yapı mevcut değildir. Külliye’nin odak noktasını oluşturan Ribat’ul Mübarek, Camii ile Han arasında yer alır. Sarımtırak ince yonu taştan inşa edilmiştir. Yapının mimarının kim olduğu bilinmemektedir. Yapı, Taç Kapı üzerinde yer alan inşa kitabesine göre Hicri; Ramazan 612, Miladi; Aralık 1215 tarihinde Anadolu Selçuklu Sultanı I. İzzettin Keykavus döneminde Maraş Emiri Nusretuddin Hasan Bey tarafından yaptırılmıştır. Yine inşa kitabesine göre adı Ribat’ül Mübarek olan bu yapı için Ashab’ül Kehf’üş Şerif Ribatı, Ashab’ül Kehf’üş Şerif Zaviyesi ve Ashab’ül Kehf’üş Şerif Çilehanesi isimleri de kullanılmıştır. Bu Ribat, zaviye amacıyla yapılmış ve Osmanlılarda Ashab’ül Kehfü’ş Şerif Zaviyesi adıyla anılmıştır. Ribat, bir süre Külliye’nin ilk yapısı olmasından ve buradaki kutsal mağarayı ziyarete gelenlerin yoğunluğundan dolayı dergâh, mescid, medrese ve han fonksiyonlarını bir arada yürütecek şekilde tasarlanmış, ikamet edenlerin ihtiyaçlarının karşılanması için her şey düşünülmüştür. Bu fonksiyonel yapısından dolayı, Türk Mimari tarihinde çok önemli bir yeri olan fevkalade güzel ve orijinal bir eserdir. Süsleme yönünden yapı genelinde sadelik hâkimdir. Taç Kapının ve Ribat içerisinde bulunan mihrabın taş bezemeleri oldukça dikkat çekicidir. Ribatın mukarnas kavsaralı abidevi taç kapısı güney cephenin ortasına yerleştirilmiştir. Bu dev şaheser, Anadolu Selçukluları’nın ilk dönem yapılarından birisi olduğu için, kendinden sonra yapılan taç kapıları etkilemiş olmasından dolayı Anadolu Selçuklu sanatında oldukça önemli bir yere sahiptir ve biçim ve bezeme yönünden çok seçkin bir örnektir.



Cami Külliyenin iskeletini oluşturan üç temel yapıdan ikincisidir. İnşa kitabesi olmadığı için tam yapım tarihi bilinmemektedir. Ancak Maraş Emiri Nusretuddin Hasan Bey, Ribat’ı 1215’te, Han’ı 1232’de inşa ettirir ve 1234’te vefat eder. Dolayısıyla Camii’nin 1215-1234 yılları arasındaki bir tarihte inşa edildiği tahmin edilmektedir. Camii’nin yaptırıcısı (banisi) Anadolu Selçukluları’nın Maraş Emiri Nusretuddin Hasan Bey’dir. Cami mağaranın ön kısmına yapılmış. Camii’nin bulunduğu yerde daha önce, Bizans İmparatoru II. Theodoius tarafından M.S. 446’da yaptırılan ve günümüzde İsa Mescidi adıyla bilinen bir Kilise bulunmaktaydı. Kur’an-ı Kerim’de Kehf Suresi’nin 21. ayetinde, olaya şahit olanlar tarafından mağaranın yanına bir mescid yapıldığı belirtilmiştir. Hıristiyan kaynaklarında, Eshab-ı Kehf’in Bizans İmparatoru II. Theodoius’un saltanatının 38. yılında uyandığı ve bu kilisenin de 446’da yapıldığı belirtilmiş. Bazı kaynaklara göre ise İsa Mescidi 377 yılında yapılmıştır. Kiliseye ait olan sütun, sütun başlıkları ve mermer mihrabiye gibi bazı malzemeler, cami inşasında devşirme malzeme olarak kullanılmış ve böylece kutsal mağara, kısmen de olsa kilise ve cami uyumlu bir şekilde kaynaştırılmıştır. Mihrap önü kubbesi ile onun önünde üç bölüm halinde uzanan sahınlar, Anadolu Selçuklu ulu camileri geleneğine uygundur.



Mağara Güney duvarındaki kapıdan kutsal mağara bölümüne geçilir. Mağaranın ön (kuzey) kısmında paralel iki sahından oluşan giriş mekânı bulunur. Kuzeydeki ilk sahın yuvarlak bir kemerle diğer sahna açılır. Mağaraya girişin sağlandığı güneydeki çarpık planlı sahın kayanın oyulmasıyla oluşturulmuştur. Bu sahının doğu duvarındaki pencere, caminin harim kısmına açılır. Güney tarafında kayaya oyulmuş basit bir mihrabiye ve mağaraya girişin sağlandığı geniş bir açıklık bulunur. Batı tarafta ise kaynak su (pınar) bulunmakta olup bu su, ziyaretçiler tarafından zemzemle eş tutulup, kutsal kabul edilerek içilmektedir. Hafif eğimli ve dalgalı bir zemine sahip olan mağara içten yaklaşık 10 m x 15 m ölçülerinde ve tavanın zeminden yüksekliği ortalama 1.10 m’dir.



Han, inşa kitabesine göre Maraş Emiri Nusretuddin Hasan Bey tarafından yaptırılır. Hanın inşa kitabesi hanın cümle kapısı üzerinde değil caminin cümle kapısı üzerinde yer alır. Bu kitabe, 1902 tarihindeki tamiratta duvar içerisinde bulunup caminin yeniden inşa olunan cümle kapısı üzerine yerleştirilmiştir. Han, Anadolu Selçuklu dönemine ait, inşa kitabesinde ribat adı geçen on handan birisidir. Külliyede bulunan han ve zaviyenin ribat adıyla zikredilmeleri dikkat çekicidir. Han’a ait olan ve caminin cümle kapısı üzerinde bulunan inşa kitabesinde şunlar yazmaktadır : “Bu ribat, dünyanın ve dinin yücesi, ulu sultan, fatihler fatihi Keyhusrev oğlu Keykubat devrinde, müminlerin emiri, beylerbeyi İbrahim oğlu Nusretuddin Hasan’ın emri ile –Allah kendisine yardımını artırsın- 633 yılında yapıldı. (Miladi 1232) Günümüze gelene kadar çeşitli onarımlar gören han, orijinal özelliklerini kısmen korur. Han’a ilk onarım, 1480-1515 yılları arasında Dulkadirli Hükümdarı Alaüddevle Bey zamanında olur. Han 1902 ve 1910 tarihlerinde de onarım görür.



Medrese, Ribat’ın üst kısmına tuğla malzemeden inşa edilen ikinci yapı Medrese’dir. Medresenin inşa kitabesi olmadığından tam yapım tarihi bilinmemekte ancak 1480-1492 tarihleri arasında Dulkadir Beyliği Hükümdarı Alaüddevle Bey tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. Alaüddevle Bey Medrese’yi, Külliye’nin bulunduğu alanın yetersiz olmasından dolayı, arazinin topografik yapısından faydalanarak Ribat’ın üzerine yaptırır. Medrese, tuğladan inşa edilerek ribatın üzerine binen ağırlık hafifletilmiştir. Arşiv belgelerine göre Medrese 1906’ya kadar işlevini sürdürmüştür. Medrese, kapalı avlulu ve bir eyvanlı medreselerin plan şemasına göre tasarlanmıştır. Çarpık planlı olan bu yapı, dıştan yaklaşık 14 m x 19.40 m ölçülerinde. Batı cepheye üç tane çörten (oluk) konulmuş. Yapı sade bir şekilde inşa edilmiş ve medrese öğrencilerinin eğitim görmelerine uygun bir şekilde planlanmıştır. Türk medrese mimarisinde, bu yapının planına benzer bir başka örnekle karşılaşılmamaktadır.



Kubbetü’ş Şerif (Kadınlar Mescidi) Kadınlar Mescidi’nin günümüze ulaşmayan kitabesinde şunlar yazmaktaydı : “Bu Kubbetü’ş Şerif, Dulkadirli Süleyman oğlu, adaletli hükümdar Alaüddevle zamanında –Allah onun zaferini yüceltsin- Rüstem Bey’in kızı, hatunların ileri geleni Şems Hatun tarafından 905 senesinde yaptırıldı. (Miladi 1500) Kubbetü’ş Şerif arazinin yapısından dolayı, Cami’nin güneybatısına gelecek şekilde üst kısmına yerleştirilmiştir. Cami’nin mihrap önü kubbesinin batısındaki pencere bu mescide açılmaktadır. Böylece namaz kılan kadınlar imam ve müezzinin sesini duyabilmektedirler. Mescidin batı cephesi kayalıklara yaslı ve Camii’nin mihrap önü kubbesine bitişiktir. Önceleri mescide kayalıklardan çıkılarak ulaşılır iken sonraki zamanlarda yapılan restorasyonlarda Cami’nin güney duvarına bitişik taş bir merdiven yapılmıştır. Yapı, 1960, 1964, 1980, 1989, 1999 ve en son 2008’de onarım görmüştür. Bu onarımlarda aşınan taşlar yenilenmiş, iç duvarlar sıvanmış, badana edilmiş ve kubbe sac ile kaplanmıştır. Yapı, tek kubbeli mescidler grubuna girer. Mescidin inşasında kaba yonu taş kullanılmıştır. Kapısı dikdörtgen kesitli olup 0.75 m x 1.65 m ölçülerindedir.



Minnet Çelebi Mescidi (Kaba Naib Mescidi – Paşa Çardağı)Yapının güney duvarının üst kısmında yer alan mermer inşa kitabesi 0.50 m x 1 m ölçülerindedir ve sülüs hat ile dört satır olarak yazılmış. Kitabede şunlar yazmaktadır : “Bu yeni mescid, altta üç hücre ile birlikte Dulkadirli Şahsuvar Bey’in oğlu Ali Bey’in en büyük veziri Kaba Naib adıyla meşhur, mağfur ve merhum Minnet Çelebi’nin ruhu için inşa ve imar edildi. Bu yapı, Osmanoğullarından Sultan Selim Han’ın oğlu, büyük hükümdar Sultan Süleyman Han zamanında 937 senesi Zilkade ayının sonunda tamamlandı.” İnşa kitabesine göre yapı, Dulkadirli Ali Bey’in bir başka ifadeyle Şahsuvaroğlu Ali Bey’in veziri Kaba Naib adıyla tanınan Minnet Çelebi adına yaptırılmış ve yapımı Kanuni Sultan Süleyman zamanında 15 Temmuz 1531’de tamamlanmıştır. Eshab-ı Kehf’i ziyarete gelenlerin sayısı zamanla arttıkça ihtiyacın karşılanması için alt kısımda üç oda, üst kısımda mescid olmak üzere iki katlı inşa edilmiştir. Üst katın bir bölümü arazinin eğiminden dolayı caminin avlusunu teşkil edecek şekilde tasarlanmıştır. Günümüze restore edilerek gelen Minnet Çelebi Mescidi, orijinal dokusunu kısmen korur.


İnanışlara Göre
Ashab-ı Kehf

Eshab-i-Kehf-14

İslamiyette Ashab-ı Kehf

Devamını Oku

Eshab-i-Kehf-20

Hristiyanlıkta Ashab-ı Kehf

Devamını Oku

Eshab-i-Kehf-4

İnançlarda Ashab-ı Kehf

Devamını Oku

Ashab-ı Kehf
Kur-an da Geçen Ayetler

  • Kehf Suresi, 9. Ayet: Yoksa sen, bizim âyetlerimizden olan Ashâb-ı Kehf ve Rakīm’i mi şaşırtıcı buldun?
  • Kehf Suresi, 10. Ayet: O gençler mağaraya sığınmışlar ve “Rabbimiz! Bize katından rahmet gönder ve bize içinde bulunduğumuz durumdan bir çıkış yolu göster!” demişlerdi.
  • Kehf Suresi, 11. Ayet: Bunun üzerine biz de onları o mağarada yıllarca derin bir uykuya daldırdık.
  • Kehf Suresi, 12. Ayet: Sonra da iki gruptan hangisinin, kaldıkları müddeti daha iyi hesap edip değerlendireceğini ortaya koyalım diye onları uyandırdık.
  • Kehf Suresi, 13. Ayet: Biz sana onların başından geçenleri gerçeğe uygun olarak anlatıyoruz. Hakikaten onlar rablerine inanmış gençlerdi; biz de onların doğru yolda yürüyüşlerine katkıda bulunduk.
  • Kehf Suresi, 14. Ayet: (Haksızların karşısında) ayağa kalkıp şöyle derken onların yüreklerini güçlendirdik: “Bizim rabbimiz, göklerin ve yerin rabbidir; O’ndan başkasına asla tanrı deyip yakarmayız. Yoksa kesinlikle yanlış bir şey dillendirmiş oluruz.
  • Kehf Suresi, 15. Ayet: Şu bizim kavmimiz Allah’tan başka tanrılar edindiler. Onların tanrı olduğuna dair açık bir delil getirseler ya! Allah hakkında yalan uydurandan daha zalim kim olabilir!
  • Kehf Suresi, 16. Ayet: Mademki siz onlardan ve Allah’ın dışında tapmakta oldukları varlıklardan uzaklaştınız, o halde mağaraya sığının ki, rabbiniz size rahmetini yaysın; işinizde sizin için fayda ve kolaylık sağlasın.”
  • Kehf Suresi, 17. Ayet: (Mağaraya sığındılar. Orada baksan) güneşin, doğduğu zaman mağaralarının sağına vurduğunu; batarken de onlara dokunmadan sol taraftan geçip gittiğini görürsün. Onlar ise mağaranın ortasındalar. İşte bu, Allah’ın âyetlerindendir. Allah kime hidayet ederse işte o doğruyu bulmuştur; kimi de hidayetten mahrum ederse artık onu doğruya yöneltecek bir rehber bulamazsın.
  • Kehf Suresi, 18. Ayet: Uykuda oldukları halde sen onları uyanık sanırdın. Onları sağa sola çeviriyorduk. Köpekleri de mağaranın girişinde ön ayaklarını uzatmış yatmaktaydı. Eğer o insanları görseydin dönüp kaçardın ve gördüklerin yüzünden içini korku kaplardı.
  • Kehf Suresi, 19.Ayet: İşte böyle uyuttuğumuz gibi onları uyandırdık da birbirlerine sormaya başladılar; içlerinden biri, “Ne kadar kaldınız?” dedi. (Diğerleri) “Bir gün ya da günün bir parçası kadar kaldık” dediler; ve eklediler, “Kaldığınız müddeti rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz içinizden birini şu gümüş paranızla şehre gönderin de baksın, hangisinin yiyeceği daha temiz ise size ondan erzak getirsin; ayrıca çok dikkatli davransın da sakın varlığınızı kimseye sezdirmesin.
  • Kehf Suresi, 20.Ayet: Çünkü onlar eğer sizi ele geçirirlerse ya taşlayarak öldürürler ya da kendi dinlerine döndürürler; işte o zaman ebediyen kurtuluşa eremezsiniz.”
  • Kehf Suresi, 21.Ayet: Böylece (kıssayı anlatarak insanları) onlardan haberdar ettik ki, Allah’ın vaadinin hak olduğunu ve kıyametin şüphe götürmez olduğunu bilsinler. Bir zaman insanlar aralarında Ashâb-ı Kehf’in durumunu tartışıyorlardı. Dediler ki: “Üzerlerine bir bina yapın. Rableri onları daha iyi bilir.” Onların yöneticileri ise “Bizler, kesinlikle onların yanı başına bir mâbed yapacağız” dediler.
  • Kehf Suresi, 22.Ayet: (Sonra gelenler) bilmedikleri konuda karanlığa taş atar gibi tahminler yürüterek, “Onlar üç kişidir; dördüncüleri de köpekleridir” diyecekler; “Beş kişidir, altıncıları köpekleridir” diyecekler. “Onlar yedi kişidir, sekizincisi köpekleridir” diyecekler. De ki: “Onların sayısını rabbim daha iyi bilir. Onlar hakkında bilgisi olan çok azdır. Artık onlar hakkında gerçeği açıklama dışında tartışmaya girme ve kimseden de onlarla ilgili bilgi isteme!”
  • Kehf Suresi, 23-24.Ayet: “Allah izin verirse” demeden hiçbir şey için, “Şu işi yarın yapacağım” deme! Unuttuğun takdirde rabbini an ve “Umarım rabbim bana, doğruya bundan daha yakın yolu gösterir” de.
  • Kehf Suresi/ 25.Ayet: Onlar mağaralarında üç yüzyıl kaldılar, buna dokuz yıl da ilâve ettiler.
  • Kehf Suresi/ 26.Ayet: De ki: “Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gizli bilgisi O’na aittir. O öyle bir duyar, öyle bir görür ki! Onların Allah’tan başka bir yöneticisi yoktur. O, kendi hükümranlığına kimseyi ortak etmez.”
  •   Kehf Suresi, 27. Ayet: Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku! Onun kelimelerini değiştirecek hiç kimse yoktur. Ondan başka bir sığınak da bulamazsın.